Nereden Nereye...

‘Yaygın gelişimsel gerilik’, yani büyük küçük motor becerileri, bilişsel, sosyal ve iletişim alanlarındaki dramatik farklılıklarla geri kalan kızım 9 aylıktan beri kaslarını güçlendirmek adına fizyoterapi ve özel eğitim aldı. Oturmayı, emeklemeyi ve beraberinde bir çok faaliyeti oldukça geç yapabildi. Fakat bu farklı gelişimin ana nedenlerinin birinin duyusal yetersizlik ve buna bağlı olarak sinir sisteminin akabinde algısının yeterince ve doğru olarak gelişemeyip kendisini ve çevresini tanıyamamasından kaynaklanmıştır. Ailesi olarak biz bunu 4 yaş 3 aylıkken Care Oyun Akademisi’ne geldiğimizde fark ettik. Ve 9 aydır bu terapilere katılıyoruz.

bakis.jpg

Terapiye ilk katıldığı günlerde yürümekte ve dik oturmakta güçlük çekmekteydi. Duyu terapisi sayesinde vücut farkındalığı oldukça artan kızım artık koşar adımlarla yürür oldu. Dizlerini kullanarak desteksiz yerden ayağa kalkmakta ve oturmakta güçlük çekmekteydi. Yoğun fizyoterapi seansları sayesinde bunları artık kolaylıkla yapabilmekte hatta tırmanmakta ve de zıplamaktadır.

Kızımın daha önce yemek yeme ve çiğneme problemi vardı. Besinleri ancak püre şeklinde yiyebiliyordu. Öğretmenleri sayesinde sakız çiğnemeyi öğrendikten sonra ağız ve çene kasları güçlenmeye başladı. Oral motor duyusal ihtiyacının giderilmesine önem verildi ve bu anlamda ağız ve yüz masajları uygulandı. Artık besinleri püre olarak değil çiğneyerek yiyebiliyor ve katı gıdaları yemekten zevk alıyor. Tüm bu gelişmelerle birlikte ağız salyası kesildi ve sindirim sistemi problemlerimiz bitti. Bu yaşa kadar ilaçlarla kabızlık sorunumuzu gideriyorken artık ilaçlara ihtiyacımız kalmadı.

Daha önce oldukça içine kapalı ve etrafıyla ilgisi olmayan ve göz kontağı kurmaktan kaçınan kızım, çevresiyle, yaşıtlarıyla ilgilenmeye başladı. Aile içindeki iletişimi önemli ölçüde değişti. Önceden sevmek için kucağımıza bile alamazken şimdi “sarıl bana” dediğinizde kendisi de isteyerek bana, ablasına ve babasına sırayla dakikalarca sarılmakta. Karşılıklı oyun oynamaktan, parkta çocukları izlemekten ve artık dışarıya çıkmaktan oldukça mutluluk duyar oldu.

Taklit becerisi oldukça arttı. Ben öğretmediğim halde, ablan nezle olmuş dedim. O da bana burnunu tutarak gösterdi ve öksürme taklidi yapmaya başladı. Alıcı dilinin ve canlandırma becerisinin bu kadar artması ailesi olarak bizi çok duygulandırdı. Aynı zamanda bu hafta sonu bana üç kez ‘anne’ dedi. Bu benim için inanılmaz bir mutluluktu. Ve bilgisayarı açmamı istedi, internet bağlanana kadar sabırsızlanıp ‘pepe pepe’ diye bağırdı. Kızımın ağzından çıkan ilk kelimelerdi bunlar. İletişim ve konuşma en geri olduğu alandı. Konuşma terapisti bile muayene sonrasında konuşur mu konuşmaz mı bir muamma gözüyle bakarken, kızımın konuşacağına dair umudum ve inancım daha da arttı.    

Eğlenerek, oynayarak ve tercihlerini ifade etmesine fırsat tanınarak yapılan bu terapiler Duru’nun gelişmesine çok büyük ölçüde katkılar sağladı. Kızım artık daha mutlu, neşeli, özgüveni olan ve oyun-arkadaş arayan bir çocuk haline geldi. Tüm bu gelişmeler başta kızımı sonra ailesi olarak bizi ve yine yuvası olarak gördüğü oyun akademisindeki öğretmenlerini oldukça mutlu etmekte.

Bu gelişmeler bir yıl öncesine kadar gerçekleşmesi imkansız gibi görünüyordu. Ve bundan sonrada aynı hızla gelişeceğini düşünüp yaşıtları gibi örgün eğitime katılmasını bekliyorum. Bütün bu güzel gelişme ve değişimler için yüreklerini ortaya koyarak, özveriyle çalışan başta çok değerli Sedef Tezer ve ekibine sonsuz teşekkürler.

Farklılıklar

Farklılıklardır hayatımızı hem zenginleştiren hem de dünyaya bakış açımızı değiştiren. Bu bazen farklı bir duruş, farklı bir dil, farklı bir renk, farklı bir bakış. Bazen de farklı gelişim gösteren bir çocuk! Önemli olan ise bu farlılıklar karşısında gösterebileceğimiz davranışlardır, tutumlardır bizleri de farklılaştıran.

Neden korkarız farklılıklardan, dikkat çekmekten, düşündüklerimizi söylemekten, olduğumuz gibi kabul edilmemekten, dışlanmaktan? Çoğunluğun olduğu gibi olmak her zaman avantajdır, kolaydır çünkü. Her insan özeldir, kendine göre dertleri vardır küçük büyük. Fakat toplum karşısında sıradandır, çoğunluktur. Biz ise farklı gelişim gösteren çocuğumuzla farklı olmuşuzdur artık her yerde. Oyun parkında, restoranda, arkadaşınızın çocuğunun doğum gününde, kreşte. Bazen taksiden indirilmişizdir, bazen uçakta sustur artık şu çocuğu diyen bakışlar, bazen restoranda bu nasıl çocuk böyle diyecekler diye hızla çarpan kalbiniz. Oysa çocuğunuz tam olarak gelişmemiş duyularıyla uyum sağlamaya çalışmaktadır kokulara, gürültüye, kalabalığa, sessizliğe, tatlara, bakışlara. Sizde uyum sağlamaya çalışıyorsunuzdur daha önce hiç bilmediğiniz bu dünyaya her şeyden çok sevdiğiniz çocuğunuzla.

Anne olmak ve anneliğin tartışılmaz kutsallığı hakkında söylenecek o kadar çok söz vardır ki. Birde farklı gelişim gösteren bir çocuğun annesi olmak var ki. Her an bugünü, yarını ve sizden sonrasını düşünmek, her gün küçük adımlarla ilerleyen gelişimini izlemek, onun için mücadele etmek.

İnsanın ilk eğitimi ana kucağıdır. Bu ana ne kadar güçlü ve doğruysa, sevgisini verebiliyorsa, zorluklarla mücadele etmesini sağlıyorsa çocuğun hayatla baş edebilmesi daha kolaydır çoğunlukla. ‘Beşiği sallayan el dünyayı sallar’ demiştir H. Edip Adıvar. Bu kadar etkiliyse anne eli, o zaman üzülmeyi, ağlamayı bırakmalı, yeniden doğmuş gibi geldiğiniz bu dünyada öğrenecek ne varsa öğrenmeli ve çocuğunuzu hazırlamalısınız sizde onun için ilginç ve zorlu olan bu dünyaya.

İyi düşünmek, umutlu olmak şartlar pahasına zihni yorarak elde edilen bir süreçtir. Bunu başarmak için gerekli olan inanç,moral , motivasyon ve cesaret.

317.JPG

Bu gücü, moral ve motivasyonu her gün size hatırlatan ve aşılayan başka bir güç var ki. Bilgilerini size aktaran, her gün neyi nasıl yapacağınızı, çocuğunuzu daha iyi nasıl geliştirebileceğinizi gösteren, kendi içindeki değiştirme ve geliştirme isteği, azmi ve idealistliğiyle farklılığını ortaya koyan, anneleri cesaretlendirip, tetikleyen çok saygı değer Sedef Tezer’e sonsuz teşekkürler.  Değerli ekibinin özverili çalışmalarıyla çocuklarımızı geliştiren, değiştiren bu ellere teşekkürler. İyi ki varsınız.

Oyun ve Oyuncak

Çocuk dünyaya gelip gözlerini açtığında, onun için sadece annesinin gözleridir önemli olan. O gözlerde tanımaya, algılamaya çalışır duyguları ve dünyayı. Biraz daha büyüyünce oyun ve oyuncaktır onu geliştiren, büyüten. Ve de birlikte oynadığı ailesi, arkadaşları...

Fakat farklı gelişim gösteren çocuklar için doğduğundan itibaren farklıdır tüm bu süreçler. Annesinin gözlerinde tam olarak tanıyamamıştır duyguları. Daha sonra amaçlı bir oyun kurup geliştirememiştir, var edememiştir kendisini..

Yaşıtlarından çok farklı gelişim gösteren benim kızımın da bebeklik ve ilk çocukluk yılları yorucu, sıkıcı ve bezdirici terapilerle geçmiştir maalesef ki.  Oysa oyun ve oyuncağa diğer çocuklardan çok daha fazla gereksinimleri vardır bu çocukların. Çünkü bir oyuncağa ya da oyuna duydukları anlık ilgileriyle eğitimlerinde bir yol kat edilinebiliniyor.

Bir annenin yüreğinin bu terapilere dayanabilmesini güçleştiren şey ise o çocuğun sadece bir çocuk olduğunun hem de oyuna ve mutluluğa daha fazla ihtiyacı olan bir çocuk olduğunun unutulmasıdır. Önüne zorlu, yapamayacağı hedeflerle çıkmak zaten zor olanı zorlaştırmaktan başka bir şey getirmemektedir. Çocukların yeterince gelişmemiş duyularına, kaslarına ve bilişsel düzeylerine birde çevresine ve kendilerine olan güvenlerinin yitirilmesi eklenince iletişimi reddeden bir çocuk olmaları kaçınılmaz bir son olmakta.

Bu terapiler sayesinde, ben duyu terapisinin sadece fasulye, mercimek ve fındıktan ibaret olduğunu sanıyordum.  Gerçek anlamda duyu terapisinin çocuğun merkezi sinir sistemini geliştirerek kendisini ve dünyayı algılaması sağlanıyor, farkındalığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

lov.jpg

Parkta oyun oynayan çocukları gördüğünde nasıl oynayacağını bilemeyip eve kaçmak isterdi benim kızım. Kafası hep önde yürüyen, hiç yukarı kaldırmayan kızım, salıncakta sallanırken kafasını yukarı kaldırmaya başladı. Daha önce sadece kitaplardan tanıdığı kuşları gökyüzünde uçarken ilk kez gördü.  Ve yine ilk kez bu hafta sonu bir alışveriş merkezinde daha önce önünden defalarca geçtiği oyuncak mağazasını gördü ve içeri girmek istedi. Kuzucuğum kendisine kendi gibi sevimli küçük bir oyuncak kuzu aldı. Beş yaşına girmiş kızım ilk kez kendisine  bir oyuncak aldı.

Oyun, oyuncak ve arkadaş. Bence terapilerde önemli olan çocuğun çok iyi tanınarak onunla onun seveceği oyun ve oyuncakla etkileşime geçebilmek. Bunu başaran çok değerli Sedef Tezer ve ekibine teşekkürler.

Lütfen bu kuşlar yalnız uçmasın.

ANNE

CANAN TATLI 

3 Şubat 2013