Fzt. Sedef Tezer'in açıklamaları ile çok merak edilen otizm konusunu kapsamlı olarak inceleyelim! 

Otizm ve Doğru Yaklaşımlar

Otizm?

Otizm tanısı, çocuğun davranışsal özellikleri ilişkilendirilerek konur. Büyük bir yelpazesi olan Otizm ve yaygın gelişimsel bozuklar gözlemlenen çocuklarda karakteristik duyusal (sensory) ve motor özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi uygulama programını oluştururken çok önem kazanır.

Bu karakteristik özellikler Otizm, Yaygın Gelişimsel Bozukluk, Asperger sendromu, Rett sendromu ve diğer gelişimsel bozukluk tanısı koyulan çocuklar için geçerli olabilir.

Amerikan Psikiatri Derneği’ne göre otizm, karşılıklı sosyal etkileşimde nitelikli bozukluk, sözel yada sözel olmayan iletişim ve hayali oyunlarda nitelikli yetersizlik, kısıtlı hareket ve ilgi alanı ve 3 yaşından önce belirtilerin başlaması ile izlenen yaygın alanlarda gelişimsel bozukluk olarak tanımlanıyor.

Otizmin gelişimsel belirleyici özellikleri alanında çalışmalar yapan akademisyenler, bebeğin, doğumunu takip eden ilk yıllarda saptanan otistik özelliklerin oluşumunu, duyu-motor, konuşma/dil ve insanlarla, objelerle ve olaylarla ilişki kurabilme isteksizliği olarak üç ana başlıkta ele alıyorlar.

Otizmin karekteristik belirtileri, ya bebeğin doğumunu takip eden ilk birkaç saat içerisinde izlenmeye başlıyor ya da bebekler 12-24 aya kadar normal gelişimi sürdürürken sonrasında gelişimin beklendiği gibi devam etmediği gibi daha önceden kazanılmış işlevlerin bazılarını kaybederek otizmle ilişkilendirilen belirtiler göstermeye başlıyor.

Özellikle gelişimin beklendiği gibi devam etmemesi ve gerilemesinde genellikle ailelerin algısı, evdeki huzursuzluklar, yeni doğan kardeş ve yeni bir eve taşınma gibi çevresel olaylarla eş zamanlı olarak ortaya çıktığı yönünde oluyor.

Anne karnında başlayan gelişim sürecinde genetiği çözümlenememiş olan bu yelpazede, aslında çocukların normal gelişim gösterdiği düşünülen ilk senelerde gerçekten gözlemlenemeyen saklı belirtiler göstermiş olacağı olasılığı yapılan son araştırmalarda kapsamlı olarak değerlendiriliyor.

Şimdi bu alandaki değerlendirmeler önderliğinde gelişimin ilk aylarındaki bulguları irdeleyelim:

0-11 Ay

Bebek anne karnındayken, anne-babalar daha çok doğacak çocuklarının sağlıklı olarak dünyaya gelebilmesine odaklanırlar. Doğumdan sonraki süreç, hem anne ve babalar hem de çocuk için bir uyum sürecidir.

İki ya da üç aylıkken bebeğiniz, anne-babası olarak sizlerin görüntüsüne ve çıkardığınız tatlı seslere odaklanarak yönelir ve sağlıklı gelişim ile yeni geldiği dünyayla ilgilenmeyi yapılandırmaya başlar ve size verilen bir hediye gibi size gülümserler. Sizde ise yeni bebeğinizle nasıl ortak ilgiyi kurabileceğinize ait farkındalık oluşmaya başlar ve ondaki isteği ve mutluluğu yakalıyabilmek için arayışlara başlarsınız.Bu aylarda ağlamaya başlayan çocuğunuzun sesinden ve beden hareketliliğinden neden ağladığını anlamaya ve ses tonundaki değişiklikleri anlamlandırmaya başlarsınız.

Bebeklerin gelişim kapasitesi, gördüklerine odaklanabilmeleri ile değerlendirilir ve 3 aylık ve daha büyük bebekler sizin gözlerinize 20-30 saniye odaklanarak bakabilirler ve kapasiteleri arttıkça yüzünüze bakmaya başlarlar. Böylelikle karşılıklı bir ritm oluşmaya başlar.

Bebeğinizin kendisini güvende hissetmeye ve çevresinin farkına varmaya başlaması, ilk öğrenme deneyimleridir ve beyindeki sinir sistemi bağlantılarının oluşumu açısında kritik bir önem kazanır. Bebeğiniz bizler gibi bir çok duyularını aynı anda kullanır ve eş zamanlı olarak bakar, dinler, hareket eder ve hisseder ve hatta bazen koklar, tadına bakar ve dokunur. Bebeğiniz duyularından aldığı bilgiler arttıkça gelişir ve bu deneyimlerini hem motor gelişimini desteklemek hem de kendisini sakinleştirebilmek için kullanabilir. Dr Stanley Greenspan ve çalışma arkadaşları bebeklerin gelişimini uzun yıllar inceledikten sonra, geleneksel olarak ayrı boyutları olduğu düşünülen işlevsel, duygusal ve bilişsel cevapların birbirlerinden ayrılamayacağı gerçeğini görmüşlerdir.

IMG_6042.jpg

Bebeğinizin ilk aylarında, samimi ve sevgi dolu karşılıklı duygusal etkileşimlerle, onların bakması, dinlemesi, dokunması, koklaması ve hareket etmesi ve aynı zamanda da duyularından aldıkları bilgilere anlam kazandırarak beyin gelişimini desteklemek ve  kapasitelerini genişletmek büyük önem taşır.

Bebekler duyularından aldıkları bilgilerle deneyimledikleri ile sinir sistemlerini geliştirirler ve hem kendi farkındalıklarını geliştirirken hem de bulundukları çevreyi ve yeni geldikleri bu dünyayı anlamaya ve merak etmeye başlarlar. Bu dönemde, bebeğinizin kendisini güvende hissedebilmesi açısından kucakta tutulmaya, sarılmaya, ritmik şarkılarla salınımlara ve kucakta ritmik dönmelere gereksinimi vardır.

Bebeğiniz 3-11 aylarında kendisinin ve anne-babasının farklılığını keşfetmeye başlarlar ve istediklerini ve fikirlerini mimikleri, jestleri ve hareketleriyle sizinle karşılıklı iletişimi başlatarak sürdürürler. Kucağınıza almanız için kollarını size uzatması ya da erişemediği yerdeki oyuncağı işaret etmesi gibi sayısız sözel olmayan jestleri ve hareketleriyle size yolladığı mesajlarla gereksinimlerini ve niyetlerini, kelimeleri kullanmaya başlamadan çok önce anlatabilirler.

Bu dönemde amaçlarına yönelik iletişim becerilerinin gelişimi, motor, duyusal, dil ve bilişsel kapasitelerini kuvvetlendirerek sinir sistemlerinin gelişimini destekler. Bağımsız dengelerini bularak ellerindeki oyuncakla oynayabilmek için oturabilirler, ellerindeki oyuncakları birbirine vurmaktan hoşlanırlar ve bir elinden diğerine oyuncağı geçirirler. Yüz üstü dönerek istediklerine ulaşabilmek için karınlarının üzerinde sürünürler ve emeklerler. Vücutlarını istedikleri gibi kullanabilmek için düzeltme ile denge ve koruma postural refleksleri gelişmeye başlar, örneğin 9 aylık bir bebek eline ters verilen biberonu dizelterek ağzına götürebilir.

Tipik gelişimde, 9-12 aylarda, çocuklarınız sıralayabilirler, bir elinden tutarak ya da bağımsız yürüyebilirler ve arabayı itme, topu ileri atma vb. bir aşamalı motor planlama yapabilirler. Çocuklarınızın duyusal sistemleri, farklı dokudaki değişik yiyecekleri deneyimlemelerine izin verir ve hem ağızlarına alırlar hem de elleriyle oynarlar. Yerden yükseklere ulaşma isteğiyle, koltuklara, masaya tırmanma  ve araştırma isteği izlenir. Parlak ışıklara ve elektrik süpürgesi gibi yüksek selere duyarlılığı azalır.

Bu aylarda bilişsel gelişimlerinde önemli olanları:

  • Sizinle ya da  kendikendilerine oynarlarken beş dakika yada daha fazla süre odaklanabilmeleri ve dikkatlerini sürdürebilmeleri,
  • Bay-bay için el sallaması ya da istemediğinde hayır anlamında başını döndürmesi gibi basit hareketleri kopyalıyabilmesi,
  • İpinden çekince arabanın hareket etmesi gibi oyuncakların nasıl çalıştıklarını araştırma,
  • Gel-gel ya da tel sarar gibi el hareketlerini taklit edebilme,
  • Karşılıklı etkileşimde farklı ses tonlarını kullanabilme, olarak özetliyebiliriz.

Dil gelişimi olarak sık kullanılan basit kelimelere anlam kazandırabilirler, anlam kazandırdıkları tanıdık objelere belirli sesleri ya da kelimeleri kullanabilirler.

Erken Teşhis

Yeni doğanda, 0-6 aylıklarda yapılan rutin kontrollerde, otizmle ilişkilendirilen belirgin bulguyu yakalıyabilmek genellikle zordur. Ancak, alışılmışın dışında postürü olan bebeklerde, geniş kapsamlı nörolojik değerlendirmelerle, primitif reflekslerin işlevleri, kasların gücü, bedensel hareketliliğin, amaca yönelik hareketler ile normal sınırlarda olup olmadığı saptanabilir.

Ancak biraz önce ana hatları ile ortaya koyduğumuz gelişim basamaklarının değerlendirilmesi ve kalitesinin araştırlması, erken müdahale programının oluşturlması açısından çok önemlidir. Yine aynı aylarda, tipik otizm bulgularından biri duyusal uyaranlara ya sıçrama, şiddetli korku, ağlama vb. aşırı tepki gösterme ya da tepkisizlik olarak izlenen davranışlardır.

Kolay bebek olarakta nitelendirebileceğimiz, az tepkili ya da tepkisiz bebekler yanlız bırakıldıklarında sessiz kalırlar, yeni geldiği dünyayla beklenenden az ilgilenmesi, az hareketlilik ile kasların gelişimini de etkiler, başını tutabilme ve yatakta dönmeler gecikir ya da zamanında gelişse bile kalite düşüklüğü ve hareket etme isteksizliği ile kas gücünde düşüklükle izlenir. Karşılklı etkileşimde, anneye yönelme, annenin sesini görüntüsünü takip edebilmede tekrarların azlığı, ilgisizlik ve isteksizliği, kucağa alındığında karşılıklı bakışmalar ve gülümsemelerden kaçışlar ve tepki azlığı ile düşük ses çıkarma ve az ağlama gözlemlenir.

Kolaylıkla sakinleştirilemeyen, emme ve yutmada ve uykuya dalmada  problemleri olan aşırı gazlı huzursuz olan ve aşırı tepkili bebekler de dikkatle izlenmelidir. Özellikle dokunulmaya, kucakta sarılmaya, seslere ve ışığa hassas olan bu bebekler yaşadıkları huzursuzluklarla yeni geldikleri bu dünyayı tanıyabilmek için annesi ve çevresiyle gerekli etkileşimi yapamazlar, annesiyle karşılıklı gülümsemeler ve keyifli  kaliteli zaman süresi beklenenden azdır ve zor bebekler olarak tanımlanırlar. Genel kanı ilk 6 ayda bu düzensizliklerin geçeceği ve bebeğin sindirim sistemi geliştikçe sakinleşeceği yönündedir. Genelikle diğer gruba nazaran bu huzursuz bebeklerin kaba motor  gelişimleri zamanında gerçekleşir ve kaslarda güçsüzlük düşünülmez ama burada değerlendirmelerde dikkatle gözlemlenmesi önemli olan hareketlerin amaca yönelik olup olmadığıdır. Bu aylarda, hareket kalitesi ve iletişim kapasitesindeki yetersizlikler nedeniyle çok az sayıda çocuk terapiye yönlendirilerek erken müdahale programına alınır.

6-12 ay aralığındaki farklı gelişen bebeklerin yeme ve uyuma alışkanlıklarını oluşturmada zorlandıkları ve yemek seçtikleri gözlemlenebilir. Yeme problemleri, biberonla beslenmeden farklı şekil ve dokudaki yemeğe geçişte zorlanma, çiğneme ve yutmadan kaçınma ve şiddetli öğürme şeklinde izlenebilir.  

fgd.jpg

Motor gelişimlerine bakıldığında da bir tutarsızlık olduğu izlenir. Bazı motor gelişim basamakları ayına uygun gelişirken, diğer basamaklarda oldukça geç gelişim gözlemlenir. Çocukların tipik oturma isteği yerine (W) şeklinde oturma, oturarak ilerleme ya da geriye doğru hareket, sürünme ve emeklemeye geçiş yerine ayağa kalmaya ve yürümeye eğilimli olurlar yada çok uzun süre emekleyerek, yürüme deneyimlerinden kaçınırlar.

Duyusal uyaranlara karşı aşırı cevaplar veya tamamen tepkisizlik izlenir. Özellikle duyusal uyaranlara aşırı hassas olan zor bebekler, banyoda başı yıkanırken, tırnakları kesilirken, rutin doktor kontrollerinde, giyinip soyunurken, bezleri değiştirilirken çok huzursuz olurlar ve bu uyum problemleri giderek artar.

Oyuncaklarla oynarken normalden farklı bir etkileşim gözlemlenir. Bebeğin tercih ettiği bir oyuncağı beklenenden uzun bir süre elinde tutmasına rağmen eline verilen diğer oyuncakları sanki tutamıyormuş gibi düşürmesi ya da oyuncaktan sanki elini yakıyormuş gibi elini kaçırmasını örnek olarak söyleyebiliriz.

Bu yaş aralığında, bebek, düz yüzeylere dokunmayı tercih ederken tipik gelişim gösteren çocukların en sevdiği yumuşak minik ayıcıklar gibi farklı yüzeyli oyuncaklara dokunmaktan rahatsızlık duyabilirler. Kas ve eklemlerden gelen ve vücudun hareket bilgisini ile, iç kulaktaki semisirküler kanalların oluşturduğu duyusal sistemlerden gelen başın boşluktaki hareketi ile ilgili bilgilerin güvenilir ve düzenli olmadığı farklı gelişen çocuklarda, kuvvetini ayarlıyabilmede ve boşlukta hareket ederken, örneğin babasının kucağında havaya doğru kaldırılan çocuk, yer çekimi hissini kaybetmesiyle aşırı korkması gibi beklenenden farklı cevaplarla izlenebilir.

Anne ve babalarda birşeyler yolunda gitmiyor algısının oluşması çocuklarının, mimikleri (karşılıklı bakışmalar, gülümsemeler vb.) ve istediğini işaret etme, el sallama gibi vücut dilini kullanma  ve anlamada basit sesleri ve hareketleri taklit edebilmede isteksizlik ya da ilgisizlikle ilişki kurabilmede ve karşılıklı etkiletişime girebilmede kalitesizlikle izlenir. Bu aylarda otistik çocuklar aynı oyuncakla uzun süreli oyalanırlar ve genellikle basit oyuncaklarla bile etkileşimi taklit edemezler. Çok az sayıda çocuk bu aşamada, sadece yeme bozukluğu ve rahatsızlıklarından dolayı terapiye yönlendirilirler.

12-18 Ay

Bebeğinizin ilk yılında, anne-baba olarak onun bakımını, huzurunu ve mutluluğunu sağlayabilmek için olması gerektiği gibi bu alanlara odaklanırken, 12-18 aylık dönemde, artık gelişmek için desteğinizi isteyen becerilerin farkında olabilmeniz bu aşamada çok önem kazanır. Çocuğunuzun sağlıklı gelişim sürecinde, ce-eee oyunlarına ve komik suratlara olan ilgisi devam ederken, 1.5 yaşına doğru, 'sizin dikkatinizi çekebilmek için ne yapması gerekiyor'u planlıyarak nasıl problem çözebileceğini anlamaya çalışır.

Çocuğunuz ilk kelimeleri söylemeye başladığında, sözel olmayan iletişim ve öğrenme becerilerinde ustalaşabilmesinin,  kelimeleri kullanma, fikirler üretebilme, düşünebilme ve sosyalleşebilmesi için gerekli ve çok önemli alt yapısı olduğunu bilmeliyiz.

Çocuğunuz 18. aylarda, topu havaya atıp tutmaya çalışmak gibi iki ya da daha fazla aşamalı hareket planlaması yapabilir, kalemi uygun tutabilir, kutuya oyuncaklarını toplayabilir ve çoraplarını çıkarabilir. Duyusal sistemlerinin uygun gelişimiyle, sıkıştırılma, farklı dokudaki kıyafetler, saçının taranması ya da diş fırçalaması gibi farklı dokunuşlardan hoşlanmaya başlarlar ya da tolerans gösterirler. Salıncakta sallanmaktan ve boşlukta hızlı hareketen hoşlanırlar ya da  tolere edebilirler. Dil gelişimi olarak, basit soruları anlayabilirler ya da topu bana yuvarla dediğimizde yönergeyi anlayarak yaparlar ve istediklerini anlatabilmek için, su, ver vb. tek kelime kullanırlar.

Otistik Çocuklarda Duyusal İşlemleleme Yetersizlikleri

fljg.jpg

Otizm spektrumundaki çocuklarda, duyusal işlemleme (sensory processing) düzensizlikleri ya da yetersizlikleri ile sıklıkla karşılaşılır. Literatürde taradığımızda konu ile ilgili çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. İlk çocuk psikiyatristlerinden olan Dr.Kanner, bu bozuklukları çevresel uyaranlara karşı tepkisizlik olarak nitelendirmiştir. Amerikan Otizm Derneğinin (ASA) kurucusu olan psikolog Rimland, bir otistik çocuk babası olarak  araştırmalarını otizm, hiperaktivite, öğrenme güçlükleri ve zeka kapasiteleri üzerinde yoğunlaştırmış ve bu tepkisizliğin, alıgısal bozukluklar karşısında ikincil olarak ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Ona göre, algısal kapasite, özellikle sinir sisteminde beynin yapılanmasında olmak üzere beyin sapındaki bozukluklardan dolayı olumsuz etkileniyor ve bunun sonucunda tepki vermeye hazır olmama olarak gözlemlenen algısal yetersizlik olarak izleniyor.

Gelişimsel biyoloji, moleküler, genetik ve biyokimyasal yaklaşımlar üzerinde araştırmalar yapan Ornitz, konu hakkında daha detaylı bir önerimde bulunmuştur: Bu önerime göre otistik çocuklarda gözlemlenen duyusal yetersizlikler, hatalı modülasyonun bir sonucudur. Ornitz, duyusal işlemleme bozukluklarını, çocukta eş zamanlı olarak gelişen, uyaran karşısında tepkisizlik veya aşırı tepki olarak tanımlamıştır. Kendisi bu durumu “Hatalı Modülasyon” olarak isimlendirmiştir ve günümüzde bu terim hala kullanılmaktadır. Modülasyonu daha iyi anlayabilmek için, dijital olmayan bir radyoda istediğimiz kanalı net dinleyebilmek için yaptığımız “ayarlama”yı örnekl olarak verebiliriz. Zayıf modülasyonun belirtileri; duyusal uyaranlara verilen cevaplarda, dikkat ve uyum eksikliği, algısal tutarsızlıklar ve aşırı duyarlılık (savunmacı davranışlar) olarak gözlemlenir.

1977'li yıllardan başlayarak, duyu bütünleme teorisini kuran ve terapi yöntemlerinin gelişimini başlatan  A. Jean Ayres, otistik çocukların duyusal uyaranlara düşük duyarlılık (hyposensitive) veya duyusal uyaranın zayıf modülasyonunda aşırı duyarlılık (hypersensitive) gösterdiği ve bu düzensizlik ve tutarsızlıkların, kaydetme ve uyum yetersizliklerinden  kaynaklandığını ileri sürmektedir.

Otistik çocuklar, duyusal uyaranların modülasyonuna ve kaydetme kapasitelerine bağlı olarak düşük veya yüksek tepki gösterirler. Hatalı modulasyon daha belirgin ve yaygın olarak vestibular (yerçekimi, başın hareketleri ve denge), taktil (yüzeysel, derimizden algı), propriyoseptif (pozisyonlama ve hareket), işitsel ve görsel olan duyusal girdilerde söz konusu olur.

Otistik çocuk bazen duyusal uyarana tepkisiz kalabilir veya ona doğru yönelmezken, aynı uyarana daha sonra aşırı tepki gösterebilir. Sinir sistemimiz, duyusal sistemlerden aldığı bilgileri, eşleştirerek, paralel ve içiçe çifte kodlayarak ve  hiyerarşik işlemleme sağlayarak bütünler. Bu duyusal işlemleme ile kazanılan deneyimler duygulanımı, yani duyularımızdan aldığımız bilgilere anlam kazandırarak algılama, hafızamıza kaydetme ve yeri geldiğinde kullanmamızı sağlıyarak anılarımızı oluşturur ve öğrenme sürecini başlatır.

Zayıf modülasyon ve kaydetme yetersizlikleri bir çok alanda çocuğun performansını etkiler. Öğrenme, bilgilerin kaydedilmesi, gereksiz uyaranların elenmesi, verilen görevi ya da ödevi yapabilmek için uygun seviyede odaklanabilmesi ile gerçekleşir. Otistik spektrumdaki çocuklarda, dil, sosyal ilişkiler, bilişsel ve anlamlı etkileşimlerde bulunmada farklı sevielerde düzensizlikler ve bozukluklarla karşılaşılır. Bunun nedeni duyusal girdilerin yetersiz işlemlenmlenebilmesidir.

Otistik çocuklarda gözlemlenen duyusal girdilerin yetersiz işlemlemlenmesiyle ilişkili duyusal alanlarda görülebilen belirtileri irdelediğimizde;

  • Vestibular uyaranların yetersiz işlemlenmesi
  • Taktil duyusal uyaranların farklı işlemlenmesi
  • Propriyoseptif (harekete bağlı) uyaranlara yetersiz işlemleme
  • İşitsel sistemlerdeki işlemleme yetersizlikleri
  • Görsel sistemlerden alınan duyusal bilgilerin işlemlesinde yetersizliklerini kısaca sayabiliriz.

Otizm ve Duyu Bütünleme

İşlevsel ve duygusal gelişimin alt yapısını oluşturan “Duyusal Bütünleme” de, regülasyon kapasitesi, işitsel işlemleme, görsel uzaysal işlemleme, motor planlama ve yönetim fonksiyonları ile baskın tarafın (sağ/sol), diğer tarafla bütünlenmesinin gelişim seviyelerinin değerlendirilmesi, etkin uygulama planı oluşturabilmek için çok önemlidir.

Duyu bütünlemesi, dışarıdan gelen gürültüleri yok sayarak öğretmenini dinlemeye odaklanmak gibi, bütün bu duyusal uyaranlar selinden, deneyimlediklerine anlam kazandırarak, dikkatini yöneltmesi gereken alana odaklanabilmeyi ve içinde bulunduğumuz duruma uygun amacımıza yönelik hareket edebilmemizi ya da uygun cevaplar verebilmemizi sağlayarak sosyal davranışlarımızın ve akademik öğrenmenin alt yapısının temelini şekillendirir. Okuma, yazma ve aritmetik vb. akademik beceriler, sadece sağlam ''Duyu Bütünlemesi'' altyapısına sahip olanların geliştirebileceği son derece karmaşık işlemlemelerdir. Öğrenme ve davranışların organizasyonu, ''Duyu Bütünlemesi''nin görünen yüzüdür.

Duyusal işlemleme düzensizlikleri ya da yetersizlikleri olan otistik spektrumdaki çocuklarda duyu bütünleme prensipleri ışığında uygulanan terapiler, sinir sisteminin değişebilir ve yeniden şekillenebilir özellikleri ile yeni nöronal yolların yapılanması ve deneyimlerle kalıcı olabilmesi  açısından önemlidir.

dt.jpg

Otistik spektrumdaki çocuklarda gözlemlenen duyusal modülasyondaki yetersizlikler, davranışsal olarak hafızaya kaydedebilmede ve öğretilmiş bilgiye ulaşabilme becerilerindeki yetersizlikleri, kendilerini sakinleştirebilme de zorluklar, zayıf yönetim işlevleri, zayıf motor planlama becerileri, fikir üretmede kısırlık ve davranışlarını kontrol edebilmede zorluklarlarla izlenir.

Duyusal modülasyon yetersizlikleri çocuğun uyarılma ve odaklanabilmesini ve iletişim becerilerinin gelişiminin yanı sıra insan ve objelerle anlamlı etkileşim kurubilme becerilerini etkiler. Duyu bütünleme terapi yaklaşımları, çocuğun vücut farkındalığının gelişimi ile kendi vücudundan ve bulunduğu çevreden gelen duyusal uyaranlara anlam kazandırabilmesini sağlayarak duygu durumunu kontrol edebilmesine ve kendisini sakinleştirebilmesine yardımcı olur.  

Çocuğunuzun yaşadığı çevrede kendi dünyasından farklı bir dünyanın farkına varması, başkalarının da farklı istekleri olduğunu anladığı zaman gerçekleşir ve ilişki kurma ve etkileşime girme isteği artar. Taklit becerilerininde gelişimi uygulamalarla desteklendiğinden, jestlerin ve mimiklerin anlam kazandırılması ve gözlerle başlayan iletişimin beden diliyle devamını, ses ve sözel iletişim becerilerinin kazanılmasını destekler ve amaca yönelik davranışların gelişimiyle etkisini gösterir.

Genelde işlevsel ve amaca yönelik görevlerin yerine getirilmesinde yeterli motor kapasitesine sahip olmalarına rağmen, otistik çocuklar duyusal girdileri anlam kazandırarak organize edemedikleri ve işlemleyemedikleri için motor planlama, uygun zamanlama, uygun güç kullanımı ve sıralama yapabilmede zorlanırlar ve aynı hareketlerin tekrar ederek kendilerini sakinleştirirler.

Çoğu zaman, otistik spektrumdaki çocuklar, yeni kavramları oluşturmayı  veya çevreleriyle anlamlı bir şekilde etkileşim başlatmayı ve etkileşimde bulunmayı başaramazlar. Bu iki durum da fikir üretme ile ilgilidir. Örneğin, çocuğunuzun bir şeyi istemesi, geçmiş deneyimlerine kazandırdığı anlamın şimdiki zamandan geleceğe yolculuğu olarak daha iyi anlatabiliriz.

Bilişsel becerilerin gelişiminde, bu isteklerin yani fikirlerin arasında bağlantılar kurabilmesi akademik öğrenmenin de alt yapısıdır. Duyusal kayıt ve modülasyondaki yetersizlikler erken kavramsal oluşumu olumsuz yönde etkiler. Günlük yaşamdaki deneyimler olması gerektiği gibi işlemlenmediği için kavram oluşturmaya katkı sağlayamazlar.

Motor planlama becerileri fikir üretme ile yakından ilgilidir. Bu motor planlama ve fikir üretme eksiklikleri arasındaki farkları iyice anlamak gerekir. Eğer çocuğun fikir üretmebilmesi becerisi varsa, çocuk tırmanmak üzere salıncağın üzerine yüzü koyun eğilmek gibi basit bir motor görevde planlama yapabilir. Fikir üretmesi zayıf olan çocuklar ise ipleri çekerek hareket deneyimine gereksinimini belirtir ancak salıncağa nasıl çıkacağını kavramsallaştıramaz ve öfkelenebilir.

Zayıf fikir üretme becerileri aynı zamanda çocuğun davranışlarının organizasyonunu olumsuz yönde etkiler. Otistik çocukların duyu bütünlemesi prensipleri ile tedavi edilmeleri, bu teşhise özgü tipik davranışların ve duygusal dalgalanmaların azalmasını sağlayabilir. Otistik çocuklar genellikle ihtiyaç duydukları duyusal girdiyi sağlayan aktivitelerde ısrar ederler ve çocukların bu aktivitelere aşırı odaklanmaları söz konusu olur. Duyu bütünleme yaklaşımı; duyusal girdiyi kontrollü ve amaca yönelik şekilde sunarken çevre ile etkileşimi ve uygun cevapları arttıracak çeşitliliği oluşturmaya destek olur ve çocuğunuzun yaşıtlarıyla ve büyüklerle sosyal etkileşimini destekleyerek sinir sistemi yapılanmasının temellerini oluşturur.

Duyu Bütünleme (Sensory Integration) Uygulamaları

Duyu Bütünleme yaklaşımı, çocuğun kontrollü, organize, ve anlamlı olarak duyusal girdilerin verildiği terapi ortamı sağlar. bu süreçte duyu bütünleme terapisti, çocukta gözlemlediği ve onun ilgi alanında sözlü ve sözlü olmayan iletişim bulgularını yorumlayarak, gereksinimlerine uygun ve sinir sistemi yapılanmasını destekliyecek yaklaşımları belirler. Bu süreçte, duyu bütünleme terapisti, çocuğun bulunduğu ortamı yöneterek ihtiyacı olan uyaranın zorla verilmesi yerine, çocuğun ona ulaşmasını sağlar.

Sinir sistemindeki gelişmeler, duyusal modülasyonun desteklenmesi ve kendisini sakinleştirebilme becerisini kazanabilmesiyle çocuğunuzun öz güvenindeki gelişim, 'neler oluyor?' merakıyla kendi yönetiminde harekete geçmesi ve bulunduğu ortamda amacına yönelik planlama yapabilmesiyle izlenir. Bu doğal öğrenme sürecidir.

Otizm tanısı almış çocuğunuzun tedavisinde, davranışsal, sosyal ve akademik yetersizliklerine yönelik diğer terapilerinde disiplinler arası karşılıklı etkileşimle birbirlerini destekliyen yönde uygulanması ve günlük hayatın düzenlenmesi gelişimin her an desteklenmesi açısından önemlidir